05.31.06
mutlu bir şekilde arabaya binilmiştir. dımtıs dımtıs haber dinlemek yerine pinhani cdsi koltuğumuzun altındadır. ve amacımız anne ve baba ikilisini de pinhanici yapmaktır. ve cd yerleştirilir bi güzel. şimdi hangi yol sıkıntılı gelir ki insana denir içten. mutludur mer…
ve birden baba şöyle der ;
_ nasıl müzik bu böyle uykum geldi.
_ ya tamam baba hızlısına geçelim denir. ama en hızlı hele bi gel parçası bulunur.
ve hele bi gel hele bi gel deyip mer kendinden geçerken anne arkadan ne bu hele bi gel hele bi gel der. kapatın der. ve mer bir daha ki araba gezintisinde daha sert bir müzik bulmak için düşünmeye başlar. babama sert bir albüm önerecek var mı aranıza ? :)
( ah kaç kere söyledim gel sac bi röportaj yapak diye. kimse beni ciddiye almamıştı. neyse hazıra konduk deyip kendimizi avutalım bari :))
05.30.06
etraf karardı. gün bitmiş gözüküyor.
gün neydi?
güneşin olması mıydı?
yoksa biz sadece hayatımızdaki aydınlıkları mı farkediyoduk?
mevlana ta o zaman dan dememiş miydi?
karanlık aydınlığın yokluğudur.
ama aynı şekilde değil mi ki aydınlıkta karanlık olmadan hiçbir şeydir.
demek ki diyorum içime
sen gerçek mutluluklara (aydınlığa) ermek için
muhakkak bi üzüntüden (sıkıntıdan, karanlıktan) geçmelisin…
belki böylelikle gelen mutluluk senin içinde daha iyi yer edecektir.
sanırım aydınlığa ermek için karanlığı çekmek bile iyi gelir insana.
ve aydınlık karanlıkla daha da değerlenmez mi?
bir yol var önümde. buna siz ya hayat diyin ya da alelade bir sokak.
karanlık olsa da o yolun sonunda bir ışık görebilmek bile bir marifettir.
ışığı görmeli ve yola devam edebilmeli.
bu karanlıkta az biraz düşüşler yoldan çıkarmamalı bizi.
ne derler hep.. bi hedefi olmalı insanın.
o aydınlığa ulaşmaktan daha öte bir hedef bulamayız herhalde.
bu yolun sonundaki ışık belki algılayışıa bağlı sizin için öteki alemdir.
o alemdeki ışığa kavuşabilmek içindir yolumuzdaki zorluklar.
ve belki de fazla zorlanıyoruzdur
ve bir başka yolda yanımıza bir yoldaş daha arıyoruzdur.
herneolursa olsun herkes hayat ışığını arıyor. marifet ışığı görebilmekte. ve zorluklara katlanabilmekte…
hayatın ışığını bulma yollarında başarılar dilerim…
05.25.06
çok kendiyle çelişen biriyim aslında. herbirimiz öyleyiz ama ne bilyim.
iyilik kötülük.. neye göre kime göre…
en yakın arkdaşlarımdan em. çok iyi anlaşırız ve onunla hiç kavga etmedik. onun hiç sinirli halini bile görmedim. hep mutluydu,hep neşeliydi. çünkü beraberdik. günlerden birgün kardeşi onu telefonda rahatsız ederken “ya git başımdan” dedi. olamaz dedim. sen böyle konuşuyormusun.. :) tamam ben de konuşuyorum ama öyle farklı gelmişti ki. bana daha önce hiç öyle birşey dememişti. demek ki tanıdığımız dediğimiz insanın bile o kadar çok farklı yönü var ki. yoksa bizler iki yüzlü müyüz diyorum bazen. ki çünkü ailemin tanıdığı mer ile arkadaşlarımın tanıdığı mer büyük farklılıklar oluşturuyor. buna iki yüzlülük mü denir şimdi yoksa ortama ayak uydurmak falan deyip sıyrılabilir miyiz işin içinden. yok yok harbiden çıkarız işin içinden. çünkü insan olmuyor ki ailesiyle olduğu gibi arkadaşlarıyla. sanırsam en çok kendi olduğu zamanlar arkadaşlar dostlar arasında. çünkü aile içinde hareketlerin sınırlanabiliyor. ama arkadaş işte ya. hep arkadadır,arkamızdadır. ne yapsak hoş görür. bağıra bağıra şarkı söylesek eşlik eder. ağlasak omuz olur. herşeydir arkadaş işte. evet seviyorum ya.. :)
peki denemeli miyiz acaba ailemizle de arkadaş olmayı? benim için çok çok geç bir soru bu. ta ta ilk baştan olmalı ki bu ilk baş dediği ortaokul yıllarına falan gelmeli. öncesi zaten çocuksun ve öyle böyle yaşayıp gidiyorsun. kişisel sorunların olmuyor. olsa da ödev mödev işte :) herneyse işte geç baya ve gerçekten çok zor ki babamla aramda 45 yaş var. :)
ama yanlış anlaşılmasın ailemi de çok seviyorum. sadece nedden aynı olmadığımı dşündüm öle düşündüm yazdım işte..
bide farklı boyut var insan ilişkilerinde ki orda pek pek daha farklı oluyorum sanırım. :) ki öncesinde gene yakın arkdaşlarım “mer ne oldun sen ya” demişlerdi. aman o da uçuran birşey olduğundan olsa gerek… bunu da bi ara konuşuruz.. hadi kalınız sağlıcakla… saygıyla eğiliyorum huzurlarınızda… ve çekiliyorum…
hiçbir beklenti içinde olmadan beklemek var bi de. hani ne olacağı belli değildir, o sana ne diyecek, hakkında ne düşünüyor bilmezsin. ama beklersin işte. işte. bence bu ortada kalmaktır. doluya koyup ümitlensen kırılabilirsin. boşa koyup sallarsan ki o zaman da belki de fırsatları kaçırırsın. işte tam ortada durmak lazım… bide ne der mustafa sandal bir şarkısında.. akışına bırak damarında akan kan gibi falan :) bırakmak lazım bazen. hakkaten hayırlısı olunca o akış öyle bir değişir ki.. işte o anda da basireti bağlanır insanın. bağlanır da ne desen boş oluverir…
valla je söyledi bu konuyu. bende ne geldiyse sakınmadım klavyeden. içimde pek doluydu zaten. düzeliriz inşlh bakalım. hayırlısı…
gitme vakti gelmiştir artık. kalanlara selam olsun. ben gideyim adım kalsın… falan filan…
(falan filan diye bir şarkı var. redd söylüyo. ben böyle güzeliiiim falan filaaaan diyo. saçma ya)
blablablabla…
yeniden tekrar hepatitze‘ye teşekkür ederiz. aylık değişimlerle headerım karşınızda olacak :p
05.23.06
böle işte..
ben gene kayboldum sonra.
biri ellerimi bıraktığı an kayboluyorum bunu anlamıştım.
ellerini düşündüm geceler boyu, ellerin içimde akıp duran su,ellerin, türküler uykular kadar güzel,ellerin karanfil kokusu…
ben kaybolmuş uçuyormuşum.
mış..miş…
05.22.06
yarın bu pastayı yapmayı deneyeceğim. bu hatice’nin yaptığı. umarım benimkinin de en azından görüntüsü böyle olur. tadını hiç bir zaman bilemeyeceğim çünkü tadına bakmadan yola gidecek. oley. :p
bana şans dileyin.. :p
05.19.06
safdeğer arıyorum…
tekerlerme gibi bişi bu. ama bildiğin halde hala şaşırıyorsun mer.
neymiiiş ;
değerinden çok değer verirsen ve sen de değer aldığını sanırsan almazmışsın. verdiğin değer boşa çıkarmış, vermiş olduğun değer ne kadar çoksa senin kırılma derecen de o kadar çokmuş. yani değer bulamadığın da kırgın bi insan olurmuşsun. ama olsunmuş deyip kırılmış olmak hala değerinden bir şey götürmüyorsa evet sen artık safların arasındasın. hoşgelmişsen…
05.18.06
jemer
beton bet ve mermer mer’in yeni macerasına hoşgeldiniz :p özlemişim blog yazmayı aklımda birçok şey var ama yanımda biri varken ki o kişi je yazamıyorum çok :) evet jemer gece buluşusu yaptı. şuan evin en sevdiğimiz bölümü mutfaktayız. ve burası tam bir ınternet kafeye dönüştü. çok teknolojik olduk böyle. tv açık bi yandan ben prison break adlı diziyi izliyorum falan… böle eğlenceli bi ortam… tabii bu arada bet biraz acı çekmekte. onu teselli etmekte gerçekten zorlanıyorum. hey gerçek teselli ediciler nerdesiniz :p
asıl acısı şundan ki bugün burger king de yeni çıkan bişi yedik. evet tam anlamıyla acıydı. hani tatlı bi acı falan derler ya. yok öyle bişi. je’nin kulaklarından duman falan çıktı o kadar.. :p
sözlerime son verirken tüm öle ve böle laflarının y lerini betin koydurduğunu söylemeden edemeyeceğim.
bitti yoruldum…
05.17.06
minibüss dünyası
minibüsü sarsıntısından dolayı sevmiyor olabilirm ama bi kere şöforün koltuğuna oturmak isterdim. keşke herkesin koltuğunun altında öle bi yaylı bişi olsa da böle koltukla beraber zıplasak falan :)
otobüslerde kolay ama minibüslerde ayakta durmak hakkaten çok zor. hele de elinizde kitap neyin varsa. doğru dürüst sarsıntılara mı göğüs gereceksiniz elinizdekileri mi düşürmiceksiniz. he bide parayı çantadan çıkarma faslı var ki.. çok korkunç…
he bi olay aklıma gelmişti dedim anlatıyım…
mer ve süm baş kahramanlar. minibüse binmişler yanyana oturmaktadırlar. normal seyrindedir herşey. zıplamalar yerinde, insanlar normal konuşmalarda. ve birdeeen… bi durakta durur minibüs ve iki tane balici çocuk girer içeriye. oturacak yer yoktur ve otururlar yere. tabi ki bali kokmaktadırlar. ki yer dediğimiz yer mer ve sümün hemen dipleridir. korkmuşlardır. ama bi zararları yoktur. şöfer bi kaç kere çocuklar yerde oturmayın dediysede dinlememişlerdir.
sonra birdeeeen ( biliyorum çok heyecanlı) mer ve sümün 2 önündeki koltuktaki kucağında bebeği olan kadın şöfere seslenirrr..
_şöfer beey yanımda ki adam beni taciz ediyooo
dadadaaadaaan… herkes şokta.. adam birden kalkar yok öle bişi falan der. ama kadın haklıdır bi sürü şey söyler hakkında adamın. ve bizim paliciler… aman allahım işte en büyük korku anı.. kalkarlar sen nasıl bağyana öyle şey yaparsın lan diyerek üstüne yürürler adamın. şöfer durun durun karakolda dururuz der. adam salak. polisim der tabi kimlik falan yok. aptal. neyse :) sonra bizim çocuklar üstüne giderlerken arkadaki cırtlak bağyan çocuklar yapmayın diye ağlamaya başlar. mer ve süm arada korkudan telaşla etrafa bakmaktadırlar :) sonra bi yerde durur minibüs. adam iner. çocuklar ceplerinden balimidir nedir böle yakan bişi galiba çıkarırlar atayımmı üzerine diye adamın üzerine gitmek isterler. şu arkadaki cırtlak bağyan hala yapmayın diye ağlamaktadır. balici çocuk tamam abla yok bişi sakin ol der mer kopar :) sonra adamdan kurtulmuşlardır ve mer ve süm inmek isterler ama balicilerle aynı yerde inmekten korkarlar. ve diğer durakta inerler ve düşünürler… bi minibüste başımıza bu kadar şey gelme ihtimali yüzde kaçtır?
bi olay daha var aslında.:) geçen abim bi adamı dövmüş bu yüzden. süpermen gibidir benim abim ehe :p
devletim bu pis adamlara bi çare bulsa keşke.. uf iğrenç şeyler bunlar. Allah hidayet versin…
05.16.06
Unutamadığım...
Açardın, Yalnızlığımda Mavi ve yeşil, Açardın. Tavşan kanı, kınalı – berrak. Yenerdim acıları, kahpelikleri… Gitmek, Gözlerinde gitmek sürgüne. Yatmak, Gözlerinde yatmak zindanı Gözlerin hani?
“To be or not to be” değil. “Cogito ergo sum” hiç değil… Asıl iş, anlamak kaçınılmaz’ı, Durdurulmaz çığı Sonsuz akımı.
İçmek, Gözlerinde içmek ayışığını. Varmak, Gözlerinde varmak can tılsımına. Gözlerin hani?
Canımın gizlisinde bir can idin ki Kan değil sevdamız akardı geceye, Sıktıkça cellad, Kemendi…
Duymak, Gözlerinde duymak üç – ağaçları Susmak, Gözlerinde susmak, Ustura gibi… Gözlerin hani?
Ahmet Arif
gmail biraz önce aynen şöyle dedi ;
külmaria
2-3 gün sonra kız hazırlanıp sarayın yolunu tutmuş. ve sormuş prensi. hasta yatıyo demezler mi.. tabi bizim külmaria da insan. üzülmüş bi çiçek alıp geçmiş olsuna gitmiş. tam geçmiş olsun derken görmüş ayakkabıyı. onu verirmisiniz demiş. bi periarkadaşın da demiş. tabi bizim prens kin duyuyor kıza. vermemiş ayakkabıyı. nihahha cezanı çek demiş. külmaria çok da umrumdaydı demiş ve eve dönmüş. kül peri kendine aynı ayakkabıdan sihirle yapıvermiş bi tane daha. ve mutlu mesut yaşamaya devam etmişler. prens ise aslında aşık olduğu kıza böyle bi kindarlık yaptığı için acından kahr olmuş.
:p
masalımızda burda bitmiş… okuyanların gözüne sağlık dilerken bir başka masal saatinde buluşmak dileğiyle…
(ebu davud,tirmizi)
Dua, namaz gibi oruç gibi Allah’a yapılan bir ibadet �e�ididir. Kulun kul olduğunu derin bir bilinçle hissedip bunu Rabbine arzetmesinin en güzel ifadesidir. Dua, insanın acizlik ve zayıflığını tam hissedip varlığı için gerekli ihtiyaçlarını Allah’tan istemesidir. Dua namaz ibadetinin içinde namazdan bir parça imiş gibi görünse bile aslında başlı başına bir kulluk görevidir. Belli bir şekil, yer ve süre ile sınırlandırılamaz. Vakitsiz ve mekansız bir ibadettir. Her ne kadar duanın daha hızlı ve kolay kabulü için bazı özel zamanlar ve mekanlar söz konusu ise de, bu duanın sınırlandırılması anlamına gelmez. önemli olan dua edenin kulluk bilinci, isteklerindeki içtenlik ve samimiyetidir.
(burdan mail adresinize hergün bir hadis gelebilir. güzelliklere vesile olunabilir.)
her bakkal,market vb. alışveriş edilecek yere gittiğimde kendimi tutamıyorum. eticin almadan çıkamıyorum. biri beni durdursun…
05.14.06
paletimde ki renkler… düşünelim neler var paletimizde? benim paletim de ne renkler var? sanki bi ben varım mavi. başka da bi renk yok gibi geliyo bazen. bazen koyulaşıyorum bazen açık mavi oluyorum. ama bir kere de diyorum ki artık gökkuşağına dönsün paletim. öyle renkler olsun açıklı koyulu. görenler şaşırsın.. bazen renkler herc-u merc olsun, sonra gene ayrışsın… herc-u merc olmuş renkleri tercih ederim bomboş bir palettense…
şöyle etrafa bakınca merin paletinde ne renk var dense herkes sadece bi maviyi biliyor. başka bişi yok başka bi renk yok. yeşil falan palavra…
bir boya renklamında boyacının fırçasından düşen damla bi kalbe dönüşüyor müslüm g. için sonra diğer reklamda bi güle dönüşüyor ebru akel için. bana da bi damla verseler.. gökkuşağına dönüşse…







