Mayıs 31, 2006

Posted in eski 3:40 pm tarafından mer

mutlu bir şekilde arabaya binilmiştir. dımtıs dımtıs haber dinlemek yerine pinhani cdsi koltuğumuzun altındadır. ve amacımız anne ve baba ikilisini de pinhanici yapmaktır. ve cd yerleştirilir bi güzel. şimdi hangi yol sıkıntılı gelir ki insana denir içten. mutludur mer…
ve birden baba şöyle der ;
_ nasıl müzik bu böyle uykum geldi.
_ ya tamam baba hızlısına geçelim denir. ama en hızlı hele bi gel parçası bulunur.
ve hele bi gel hele bi gel deyip mer kendinden geçerken anne arkadan ne bu hele bi gel hele bi gel der. kapatın der. ve mer bir daha ki araba gezintisinde daha sert bir müzik bulmak için düşünmeye başlar. babama sert bir albüm önerecek var mı aranıza ? :)

( ah kaç kere söyledim gel sac bi röportaj yapak diye. kimse beni ciddiye almamıştı. neyse hazıra konduk deyip kendimizi avutalım bari :))

Reklamlar

Mayıs 30, 2006

Posted in eski 8:13 pm tarafından mer

etraf karardı. gün bitmiş gözüküyor.
gün neydi?
güneşin olması mıydı?
yoksa biz sadece hayatımızdaki aydınlıkları mı farkediyoduk?
mevlana ta o zaman dan dememiş miydi?
karanlık aydınlığın yokluğudur.
ama aynı şekilde değil mi ki aydınlıkta karanlık olmadan hiçbir şeydir.
demek ki diyorum içime
sen gerçek mutluluklara (aydınlığa) ermek için
muhakkak bi üzüntüden (sıkıntıdan, karanlıktan) geçmelisin…
belki böylelikle gelen mutluluk senin içinde daha iyi yer edecektir.
sanırım aydınlığa ermek için karanlığı çekmek bile iyi gelir insana.
ve aydınlık karanlıkla daha da değerlenmez mi?
bir yol var önümde. buna siz ya hayat diyin ya da alelade bir sokak.
karanlık olsa da o yolun sonunda bir ışık görebilmek bile bir marifettir.
ışığı görmeli ve yola devam edebilmeli.
bu karanlıkta az biraz düşüşler yoldan çıkarmamalı bizi.
ne derler hep.. bi hedefi olmalı insanın.
o aydınlığa ulaşmaktan daha öte bir hedef bulamayız herhalde.
bu yolun sonundaki ışık belki algılayışıa bağlı sizin için öteki alemdir.
o alemdeki ışığa kavuşabilmek içindir yolumuzdaki zorluklar.
ve belki de fazla zorlanıyoruzdur
ve bir başka yolda yanımıza bir yoldaş daha arıyoruzdur.
herneolursa olsun herkes hayat ışığını arıyor. marifet ışığı görebilmekte. ve zorluklara katlanabilmekte…
hayatın ışığını bulma yollarında başarılar dilerim…

Mayıs 25, 2006

Posted in eski 6:56 am tarafından mer

bazen ben kötü bi insanım derken bazen Allah seni inandırsın çok iyi bir insanım diyorum.
çok kendiyle çelişen biriyim aslında. herbirimiz öyleyiz ama ne bilyim.
iyilik kötülük.. neye göre kime göre…
en yakın arkdaşlarımdan em. çok iyi anlaşırız ve onunla hiç kavga etmedik. onun hiç sinirli halini bile görmedim. hep mutluydu,hep neşeliydi. çünkü beraberdik. günlerden birgün kardeşi onu telefonda rahatsız ederken “ya git başımdan” dedi. olamaz dedim. sen böyle konuşuyormusun.. :) tamam ben de konuşuyorum ama öyle farklı gelmişti ki. bana daha önce hiç öyle birşey dememişti. demek ki tanıdığımız dediğimiz insanın bile o kadar çok farklı yönü var ki. yoksa bizler iki yüzlü müyüz diyorum bazen. ki çünkü ailemin tanıdığı mer ile arkadaşlarımın tanıdığı mer büyük farklılıklar oluşturuyor. buna iki yüzlülük mü denir şimdi yoksa ortama ayak uydurmak falan deyip sıyrılabilir miyiz işin içinden. yok yok harbiden çıkarız işin içinden. çünkü insan olmuyor ki ailesiyle olduğu gibi arkadaşlarıyla. sanırsam en çok kendi olduğu zamanlar arkadaşlar dostlar arasında. çünkü aile içinde hareketlerin sınırlanabiliyor. ama arkadaş işte ya. hep arkadadır,arkamızdadır. ne yapsak hoş görür. bağıra bağıra şarkı söylesek eşlik eder. ağlasak omuz olur. herşeydir arkadaş işte. evet seviyorum ya.. :)
peki denemeli miyiz acaba ailemizle de arkadaş olmayı? benim için çok çok geç bir soru bu. ta ta ilk baştan olmalı ki bu ilk baş dediği ortaokul yıllarına falan gelmeli. öncesi zaten çocuksun ve öyle böyle yaşayıp gidiyorsun. kişisel sorunların olmuyor. olsa da ödev mödev işte :) herneyse işte geç baya ve gerçekten çok zor ki babamla aramda 45 yaş var. :)
ama yanlış anlaşılmasın ailemi de çok seviyorum. sadece nedden aynı olmadığımı dşündüm öle düşündüm yazdım işte..
bide farklı boyut var insan ilişkilerinde ki orda pek pek daha farklı oluyorum sanırım. :) ki öncesinde gene yakın arkdaşlarım “mer ne oldun sen ya” demişlerdi. aman o da uçuran birşey olduğundan olsa gerek… bunu da bi ara konuşuruz.. hadi kalınız sağlıcakla… saygıyla eğiliyorum huzurlarınızda… ve çekiliyorum…

Posted in eski 12:19 am tarafından mer

ne derler… beklenen gün gelecekse çekilen çile kutsaldır. kim dedi ki bunu bilmiyorum. ama beklenen günün geleceğini bilmek insana çok rahatlık veriyor. geçmişimden biliyorum. bekliyordum ve biliyordum o günün geleceğini. ama boş bir bekleyişmiş ki olmadı olamadı. beklerken sen, ki beklenen beklendiğini bilmiyorsa.. hatta gelse bile o bekleyen için gelmiyorsa… bu ne büyük yıkımdır…
hiçbir beklenti içinde olmadan beklemek var bi de. hani ne olacağı belli değildir, o sana ne diyecek, hakkında ne düşünüyor bilmezsin. ama beklersin işte. işte. bence bu ortada kalmaktır. doluya koyup ümitlensen kırılabilirsin. boşa koyup sallarsan ki o zaman da belki de fırsatları kaçırırsın. işte tam ortada durmak lazım… bide ne der mustafa sandal bir şarkısında.. akışına bırak damarında akan kan gibi falan :) bırakmak lazım bazen. hakkaten hayırlısı olunca o akış öyle bir değişir ki.. işte o anda da basireti bağlanır insanın. bağlanır da ne desen boş oluverir…
valla je söyledi bu konuyu. bende ne geldiyse sakınmadım klavyeden. içimde pek doluydu zaten. düzeliriz inşlh bakalım. hayırlısı…
gitme vakti gelmiştir artık. kalanlara selam olsun. ben gideyim adım kalsın… falan filan…

(falan filan diye bir şarkı var. redd söylüyo. ben böyle güzeliiiim falan filaaaan diyo. saçma ya)

blablablabla…

Mayıs 24, 2006

Posted in eski 6:05 pm tarafından mer

pek hak verdim…

(bi de şu word verification’dan çok sıkıldım)

Posted in eski 7:18 am tarafından mer

yeniden tekrar hepatitze‘ye teşekkür ederiz. aylık değişimlerle headerım karşınızda olacak :p

Mayıs 23, 2006

Posted in eski 6:32 pm tarafından mer

bugün kramalı tavuk çorbası yaparken tavuk suyuna çorba kitapları geldi aklıma. yok işte annelerin içini ısıtan öyküler, yok efendim gençler için falan diye hep bi içimizi ısıtmayı amaç edinmiş kitaplardı. ortaokul döneminde kim verdi de okuduysam tabii böyle etkilenmiştim sanırım. e işte gençlik naparsın.. içimizi ısıtmıştı belki de ozaman.. ama artık büyüdük başkalarının öyküleriyle içimiz ısınmaz oldu. ortalığı ısıtacak öyküler yazmaya çalışıyoruz çoğu zaman.. bazen heyecan olsun diyoruz hayatımızda bi action filme dönüyor anlar. bi yanda ağlayanlar, bi yanda terkedilenler… ama en çok istediğimiz de sonu mutlu biten hikayeler olması hayatımızda. çok çok defa izlemiş olduğum selviboylum alyazmalım filmi gözümün önüne geliyor bazen. gene kavuşamadılar derken haklılar diyorum. onlar aşk yaşadılar. aşkın son noktası neydi? ayrılıktı. haklılar ayrılmalılar… ama en sonunda asya’nın _ seninim işte alıp götürsene beni deyişi yok mu… işte bittiğimiz andır biz kızların :)
böle işte..

Posted in eski 12:45 pm tarafından mer

ben kaybolmuştum bir küçük kızken. mini minicik ellerimi bırakmış bir an annem. pazar ortamında bir oraya bir buraya koşturmuş olmalıyım. ağlamış mıyımdır acaba merak ediyorum.
ben gene kayboldum sonra.
biri ellerimi bıraktığı an kayboluyorum bunu anlamıştım.

ellerini düşündüm geceler boyu, ellerin içimde akıp duran su,ellerin, türküler uykular kadar güzel,ellerin karanfil kokusu…

ve bırakıldığında kayboluyor ruh. ruhun elinden tutmakmış meğer önemli olan… annem benim ruhumdan tutmuş ki dönmüşüm küçük bir kızken…

ben kaybolmuş uçuyormuşum.

mış..miş…

Mayıs 22, 2006

Posted in eski 7:13 pm tarafından mer

yarın bu pastayı yapmayı deneyeceğim. bu hatice’nin yaptığı. umarım benimkinin de en azından görüntüsü böyle olur. tadını hiç bir zaman bilemeyeceğim çünkü tadına bakmadan yola gidecek. oley. :p

bana şans dileyin.. :p

*

yeni alaturka reklamını gördünüz mü? ben ilk yeni bi albüm sandım. zaten sanılsın diye yapmışlar. resmini aradım gencin bulamadım nette. çok dikkat çekici olmuş bende. senaryoda “ali turka” adlı biri çıkıyor piyasaya. resimler falan. kasetin adı da bana çay demler misin mi ne.. öyle birşey işte. dikkat çekici evet.

*

Posted in eski 7:41 am tarafından mer

zaten sıkılmıştım…

Mayıs 19, 2006

safdeğer arıyorum…

Posted in eski 5:43 am tarafından mer

tekerlerme gibi bişi bu. ama bildiğin halde hala şaşırıyorsun mer.
neymiiiş ;
değerinden çok değer verirsen ve sen de değer aldığını sanırsan almazmışsın. verdiğin değer boşa çıkarmış, vermiş olduğun değer ne kadar çoksa senin kırılma derecen de o kadar çokmuş. yani değer bulamadığın da kırgın bi insan olurmuşsun. ama olsunmuş deyip kırılmış olmak hala değerinden bir şey götürmüyorsa evet sen artık safların arasındasın. hoşgelmişsen…

Mayıs 18, 2006

jemer

Posted in eski 6:10 pm tarafından mer

beton bet ve mermer mer’in yeni macerasına hoşgeldiniz :p özlemişim blog yazmayı aklımda birçok şey var ama yanımda biri varken ki o kişi je yazamıyorum çok :) evet jemer gece buluşusu yaptı. şuan evin en sevdiğimiz bölümü mutfaktayız. ve burası tam bir ınternet kafeye dönüştü. çok teknolojik olduk böyle. tv açık bi yandan ben prison break adlı diziyi izliyorum falan… böle eğlenceli bi ortam… tabii bu arada bet biraz acı çekmekte. onu teselli etmekte gerçekten zorlanıyorum. hey gerçek teselli ediciler nerdesiniz :p
asıl acısı şundan ki bugün burger king de yeni çıkan bişi yedik. evet tam anlamıyla acıydı. hani tatlı bi acı falan derler ya. yok öyle bişi. je’nin kulaklarından duman falan çıktı o kadar.. :p
sözlerime son verirken tüm öle ve böle laflarının y lerini betin koydurduğunu söylemeden edemeyeceğim.
bitti yoruldum…

Mayıs 17, 2006

minibüss dünyası

Posted in eski 8:29 am tarafından mer

dün gece şehir mektuplarını okurken (ki beğenmedim) minibüs tasviri yaptı bi bölümde mustafa kutlu. benimde aklıma geçen seneki bir olay geldi. geçen sene okula giderken baya bi vasıta değiştiriyordum. metro falan iyiydi de minibüsleri pek sevmezdim. otobüsleri severdim ki boş olmalılar.
minibüsü sarsıntısından dolayı sevmiyor olabilirm ama bi kere şöforün koltuğuna oturmak isterdim. keşke herkesin koltuğunun altında öle bi yaylı bişi olsa da böle koltukla beraber zıplasak falan :)
otobüslerde kolay ama minibüslerde ayakta durmak hakkaten çok zor. hele de elinizde kitap neyin varsa. doğru dürüst sarsıntılara mı göğüs gereceksiniz elinizdekileri mi düşürmiceksiniz. he bide parayı çantadan çıkarma faslı var ki.. çok korkunç…
he bi olay aklıma gelmişti dedim anlatıyım…
mer ve süm baş kahramanlar. minibüse binmişler yanyana oturmaktadırlar. normal seyrindedir herşey. zıplamalar yerinde, insanlar normal konuşmalarda. ve birdeeen… bi durakta durur minibüs ve iki tane balici çocuk girer içeriye. oturacak yer yoktur ve otururlar yere. tabi ki bali kokmaktadırlar. ki yer dediğimiz yer mer ve sümün hemen dipleridir. korkmuşlardır. ama bi zararları yoktur. şöfer bi kaç kere çocuklar yerde oturmayın dediysede dinlememişlerdir.
sonra birdeeeen ( biliyorum çok heyecanlı) mer ve sümün 2 önündeki koltuktaki kucağında bebeği olan kadın şöfere seslenirrr..
_şöfer beey yanımda ki adam beni taciz ediyooo
dadadaaadaaan… herkes şokta.. adam birden kalkar yok öle bişi falan der. ama kadın haklıdır bi sürü şey söyler hakkında adamın. ve bizim paliciler… aman allahım işte en büyük korku anı.. kalkarlar sen nasıl bağyana öyle şey yaparsın lan diyerek üstüne yürürler adamın. şöfer durun durun karakolda dururuz der. adam salak. polisim der tabi kimlik falan yok. aptal. neyse :) sonra bizim çocuklar üstüne giderlerken arkadaki cırtlak bağyan çocuklar yapmayın diye ağlamaya başlar. mer ve süm arada korkudan telaşla etrafa bakmaktadırlar :) sonra bi yerde durur minibüs. adam iner. çocuklar ceplerinden balimidir nedir böle yakan bişi galiba çıkarırlar atayımmı üzerine diye adamın üzerine gitmek isterler. şu arkadaki cırtlak bağyan hala yapmayın diye ağlamaktadır. balici çocuk tamam abla yok bişi sakin ol der mer kopar :) sonra adamdan kurtulmuşlardır ve mer ve süm inmek isterler ama balicilerle aynı yerde inmekten korkarlar. ve diğer durakta inerler ve düşünürler… bi minibüste başımıza bu kadar şey gelme ihtimali yüzde kaçtır?
bi olay daha var aslında.:) geçen abim bi adamı dövmüş bu yüzden. süpermen gibidir benim abim ehe :p
devletim bu pis adamlara bi çare bulsa keşke.. uf iğrenç şeyler bunlar. Allah hidayet versin…

Mayıs 16, 2006

Posted in eski 1:06 pm tarafından mer

Unutamadığım...

Açardın, Yalnızlığımda Mavi ve yeşil, Açardın. Tavşan kanı, kınalı – berrak. Yenerdim acıları, kahpelikleri…
Gitmek, Gözlerinde gitmek sürgüne. Yatmak, Gözlerinde yatmak zindanı Gözlerin hani?
“To be or not to be” değil. “Cogito ergo sum” hiç değil… Asıl iş, anlamak kaçınılmaz’ı, Durdurulmaz çığı Sonsuz akımı.
İçmek, Gözlerinde içmek ayışığını. Varmak, Gözlerinde varmak can tılsımına. Gözlerin hani?
Canımın gizlisinde bir can idin ki Kan değil sevdamız akardı geceye, Sıktıkça cellad, Kemendi…
Duymak, Gözlerinde duymak üç – ağaçları Susmak, Gözlerinde susmak, Ustura gibi… Gözlerin hani?

 Ahmet Arif  

pek güzel yazılmış. e edebiyat işte. gerçek hayatta yok böyle şeyler. unutmanın kardeşiymiş ağlamak. sevdikçe ağlanırmış, ağladıkça unutulurmuş. şükür seviyoruz ağlıyoruz ve unutuyoruz :)

Posted in eski 8:04 am tarafından mer

gmail biraz önce aynen şöyle dedi ;

Yaşasın, burada hiç spam yok!

çok mutlu oldum ya böyle içim içime sığmaz oldu birden. ne kadar küçük mutluluklar istiyoruz halbuki…

Mayıs 15, 2006

Posted in eski 9:01 pm tarafından mer


bitti…

hayatta hiçbir zaman kafamızda ki kadar harikulade şeyler olmayacağını henüz idrak etmemiştim…

külmaria

Posted in eski 3:44 pm tarafından mer

çok eski zamanlardan birinde bir güzel kız yaşarmış. kızın adı külmaria imiş. bu kızcağızın anası ölmüş. çok üzülmüş bu duruma tabi kız. sonra babsıyla yaşarlarken bi üvey anne olayı gelmiş evlerine. hemide tam 3 kızıyla. kızların adları bağdagül, destegül ve ayşegülmüş. neyse bunlar tam mutlu mesut yaşayacakalrını sanırken bi bakmış bizim güzel kızımız resmen evde hizmetçi oluvermiş. artık babasıda üvey annaye bişi diyemiyomuş. neyse günler günleri kovalamış. hem işleri yapıyormuş külmaria hemde hep nette dolaşıyomuş. çok fazla dışarı çıkmazmış üveykardeşleri gibi. evde dururmuş sanal bi insan olurmuş. neyse.. zaman böyle geçerken bi parti olduğu duyulmuş şehirde. tabii saraydaymış bu parti :p herkesler çağırılmış özellikle de genç kızlar. ama bizim külmari anlamış dertlerini. maksatları kız bakmak prense. hiç sevmezmiş böyle olayları oldum olası. tamam biraz burnu büyükmüş ama çok güzel bi kızmış. ama genede böyle işlerden hoşlanmıyormuş işte. üvey annesi bile gelmesini istemiş ama o yok demiş. sonra o gün herkes evden çıktıktan sonra böle bilgisayar ekranından bir pericik çıkmış. adı külperiymiş. demiş ki külmaria ya gitmen lazım…. o da demiş yok gitmem kül müsün peri misin nesin? istemiyorum demiş. ama peri çok ısrarcıymış. bak şöyle olur böyle olur diye diye ısrar etmiş bi sürü. külmaria’nın burasına kadar gelmiş tabi. iyi be aman demiş.. dşünmüş için az durur gelirim diye. tam çıkacakken kapıdan dur demiş külperisi. aman bu kılıkla olmaz. böyle pantolon falan uymaz oraya. dur sana bi gece elbisesi verim demiş. aa olmadı bu converselerde demiş. bi topuklu ayakkabı vermiş. tabi esas kızımız çok zorlanmış yürümede. ama neyse demiş yavaş yavaş ilerlemiş. oraya vardığında bakmış biraz etrafa. gerçekten herkesin suratında birer maske var gibiymiş. tüm kızlar prense güzel gözükmeye çalışıyolarmış. ne acı diye düşünmüş içinden külmaria. sonra bi bakmış yandan doğru prens ona doğru geliyor. hemen kaçırmış gözlerini. ama gelmiş gelmiş… ve durmuş önünde. bu dansı bana lütfedersiniz demez mi… bizim külmaria çok sinirlenmiş. ne münasebet demiş ve başka yöne dönmüş. ısrarcı prens gene gene gene sormuş. gerçekten ama sinirlenmiş güzel kızımız. ve kapıya yönelmiş tabii prens arkasından. tam merdivenlerden inerken prens arkasından seslenmiş.lütfen geel gitme diye. tabi bu sinirle dayanamayan külmaria çıkardığı gibi topuklu ayakkabısı atmış kafasına prensin. ve koşmaya başlamış. eve vardığında peri uyumuşmuş. uyandırmış hadi demiş git artık. tam verdiği kıyafetleri peri toplarken bi bakmış ayakkabının teki yok. nerde diye bi kızmış bi kızmış. ya tamam demiş gider alırım prensten…
2-3 gün sonra kız hazırlanıp sarayın yolunu tutmuş. ve sormuş prensi. hasta yatıyo demezler mi.. tabi bizim külmaria da insan. üzülmüş bi çiçek alıp geçmiş olsuna gitmiş. tam geçmiş olsun derken görmüş ayakkabıyı. onu verirmisiniz demiş. bi periarkadaşın da demiş. tabi bizim prens kin duyuyor kıza. vermemiş ayakkabıyı. nihahha cezanı çek demiş. külmaria çok da umrumdaydı demiş ve eve dönmüş. kül peri kendine aynı ayakkabıdan sihirle yapıvermiş bi tane daha. ve mutlu mesut yaşamaya devam etmişler. prens ise aslında aşık olduğu kıza böyle bi kindarlık yaptığı için acından kahr olmuş.
:p
masalımızda burda bitmiş… okuyanların gözüne sağlık dilerken bir başka masal saatinde buluşmak dileğiyle…

Posted in eski 10:47 am tarafından mer

Dua Bir İbadettir
(ebu davud,tirmizi)

Dua, namaz gibi oruç gibi Allah’a yapılan bir ibadet �e�ididir. Kulun kul olduğunu derin bir bilinçle hissedip bunu Rabbine arzetmesinin en güzel ifadesidir. Dua, insanın acizlik ve zayıflığını tam hissedip varlığı için gerekli ihtiyaçlarını Allah’tan istemesidir. Dua namaz ibadetinin içinde namazdan bir parça imiş gibi görünse bile aslında başlı başına bir kulluk görevidir. Belli bir şekil, yer ve süre ile sınırlandırılamaz. Vakitsiz ve mekansız bir ibadettir. Her ne kadar duanın daha hızlı ve kolay kabulü için bazı özel zamanlar ve mekanlar söz konusu ise de, bu duanın sınırlandırılması anlamına gelmez. önemli olan dua edenin kulluk bilinci, isteklerindeki içtenlik ve samimiyetidir.

(burdan mail adresinize hergün bir hadis gelebilir. güzelliklere vesile olunabilir.)

Posted in eski 8:47 am tarafından mer

her bakkal,market vb. alışveriş edilecek yere gittiğimde kendimi tutamıyorum. eticin almadan çıkamıyorum. biri beni durdursun…

Mayıs 14, 2006

Posted in eski 7:03 pm tarafından mer

paletimde ki renkler… düşünelim neler var paletimizde? benim paletim de ne renkler var? sanki bi ben varım mavi. başka da bi renk yok gibi geliyo bazen. bazen koyulaşıyorum bazen açık mavi oluyorum. ama bir kere de diyorum ki artık gökkuşağına dönsün paletim. öyle renkler olsun açıklı koyulu. görenler şaşırsın.. bazen renkler herc-u merc olsun, sonra gene ayrışsın… herc-u merc olmuş renkleri tercih ederim bomboş bir palettense…
şöyle etrafa bakınca merin paletinde ne renk var dense herkes sadece bi maviyi biliyor. başka bişi yok başka bi renk yok. yeşil falan palavra…
bir boya renklamında boyacının fırçasından düşen damla bi kalbe dönüşüyor müslüm g. için sonra diğer reklamda bi güle dönüşüyor ebru akel için. bana da bi damla verseler.. gökkuşağına dönüşse…

Sonraki sayfa